4 Ekim 2012 Perşembe

bir bukle...

"...
Akşamsefaları içinde karanlık gözlerin.
..."
 
Metin Altıok / Yalnızlığın Buzdan Ayı şiirinden.

yeni gözbebeğim:)

sabah kalkınca telefona sarılma sebebim. canım sıkıldığında fotoğraflarına bakıp mutlu olma sebebim. Asyam:) teyzesinin gülü

annem, babam, gidenler, kalanlar....


bir siyah beyaz fotoğrafın renklenmesi. anaanemin mavi gözlerinin ortaya çıkması. dedemin pantolonundaki yağ lekelerinin bir türlü temizlenmemesi. annemin ürkek bakışlarının içime işlemesi. babamın kenardan köşeden kareye girmek için çabalayan gençliği ve saçları, hala göz alan saçları. ve giden yıllar. aramızdan ayrılanlar.



savaşmadan halletsek!

yine savaş çanları çalıyor. savaş çığırtkanları görev başında. kimin nereden attığı belli olmayan "top mermesi"nin (dış kaynaklara göre havan topu) o masumları öldürmesi, kimsenin umurunda değil aslında. bir amaç var ve ona ulaşmak için her yol mübah hale geliyor. savaş böyle pis bir şey. insanlık yanına yaklaşamıyor; içine gireni dönüştürüp, insanlıktan çıkarıyor.
savaşmadan halletsek keşke. ama zor! başımızdakiler geçmişin intikamıyla geldiler zaten tepemize. ağızlarından köpükler saçarak, zehirlerini herkese bulaştırıyorlar. içlerindeki kötülük yüzlerine yansımış. gözleri kendi bencillikleriyle kör olmuş.
herkes sessiz.
yan yana geliyoruz birisiyle, ikimizden biri onlara oy vermiş. hangimiz bilmiyoruz. hepimizde bir suskunluk. kimimiz kandırılmaktan muzdarip, kimimiz tahammül etmekten. herkes bir karabasanın içinde. uyanığız ama ne elimiz kalkıyor, ne kolumuz. bastırıldakça, bunalıyoruz. ağzımızı açıyoruz ama sesimiz çıkmıyor.
uyandığımızı zannediyoruz ama hep aynı kabusun içindeyiz.
şimdi de savaş geldi burnumuzun dibine. halbuki yıllardır bitmeyen bir iç savaşımız zaten var.
biri de sorsa ki ayşegül ne düşünüyor acaba diye. "Savaşmayın ulan!" derim. Ardından "sevişin" diye eklerim ama onların o taraklarda bezi yok. olsa zaten bu dünya böyle olmazdı değil mi? gerçi sadece sevişsinler üremesinler. sonraki kuşaklar yanmasın bari!

21 Eylül 2012 Cuma

So tell the girls that I am back in town!

insan eğer bir şeyi yapmak istemiyorsa gerçekten yapmaz.  zoraki hiçbir şey olmaz. işlemez. bende de durum tam anlamıyla böyle. canım yazı yazmak istemiyorsa, zoraki yazdıklarım boka benzer. işte böyle bir sürecin sonunda aylar sonunda gelebildim buraya. bundan sonra elim klavyeye gidip de canım bir şeyler yazmak isteyecek mi acaba? anlatacak o kadar çok şeyim var ki aslında:)

28 Mart 2012 Çarşamba

rüyalar alemi

dün gece rüyamda anaanemi gördüm (rahmetli demek içimden gelmiyor). cenazesi var, gömülecek ama o canlanmış. meğerse ölmemiş. bu duruma sinirlenmiş bir ifade var yüzünde. kimse bu ölüp dirilmeyle ilgili konuşmuyor. kaş göz işaretleri dolaşıyor yüzlerde, "hiç bir şey demeyin" diyor bakışlar.
sonra buket'i görüyorum. bir odada yatıyor. gidip karınan sarılıyorum. asya'yı dinliyorum. ağlıyor içeride. ama tatlı bir bir bebek ağlaması. üzülmüyorum ağlamasına. ellerim buketin belinde. kalp atışlarını hissediyorum. avucumun içinde atıyorlar "pıt pıt". çok garip hissediyorum.
ölüm ve filizlenmekte olan yaşamı aynı rüyada görmek,, ne acayip.

ölümden kaçış yok

depremden kurtulup başka bir şehire göç etmiş bir insanın, hortum sonucu ölmesi. bu nasıl bir ironi, nasıl bir şanssızlık. ya da sadece ölüm mü demeli? ölümün ne zaman geleceğini kim bilebilir ki?