08 Ocak 2010 Cuma

aim it. shoot it. freeze it



ohannesburger bir reklam olmuş. bayıldım. cuma akşamını iyi kapatıyorum vella

vinç çılgınlığı

Winch Madness from MikeL on Vimeo.



hastası oldum videonun, tabiki de gencecik delikanlıların da:) canlarım

jennifer lopez poposuna sahip olmak şimdi çok kolay: booty pop



ıslatıp ıslatıp dövmek istiyorum insan evlatlarını.

edit: lan fake olma ihtimali varmış bunun. ben de hemen atladım:) ama yapılmayacak iş değil ki, bunu da yaparlar yakında

mübarek akşamda dışarı çıkmak

dün akşam nereye girdiysek ya kapalı ya da bomboştu. nedenini anlayamadık. perşembenin getirdiği bir şey olsa gerek didik ve içmeye devam ettik.
boş mekanlar bizibozmaz yeter ki gönüller hoş olsun.
cheers

07 Ocak 2010 Perşembe

lisanssız bir özel dedektif arıyorsanız..




jonathan ames tam size göre. "bored to death"in baş kahramanından bahsediyorum. alışık olduğumuz komedi unsurlarını barındırmayan, amerikan bağımsız tadında, sanki bir wes anderson filmi izliyormuşsunuz havası uyandıran mini dizi. wes anderson'ın rushmore'unda tanıyıp sevdiğimiz koca burunlu Jason Schwartzman, "jonathan ames" rolünde pek bir âlâ. hangover'daki en süper insan Zach Galifianakis, canlandırdığı "Ray" ile sanki bir bütün olmuş. o adamı başka düşünemiyorum, göbekli, sakallı ve absürd. "3 adam, 1 bebek" filminden hatırladığım, "Cheers"in garsonu olarak bilinen Ted Danson da patron "George" rölünde. Ne patron ama:) herkesin böyle yeşil sever bir patronu olsa.
her üç karakter de birbirinden garip, sevimli, çılgın ve kendi halinde. Hayatını yazarak kazanan Jonathan, çizer Ray ve yaşlandığını kabullenemeyen ot canavarı George'u izlemek için vakit kaybetmeyin.
her şey güzel, iyi hoş da keşke dizi yarım saatte bitmese

06 Ocak 2010 Çarşamba

şans

ben kendimi şanssız görmüşümdür her zaman. başıma gelen tüm saçmalıklar benim şanssızlığımdan kaynaklanmıştır. daha çok şanslı olmayı dilemişimdir hep. olmamıştır.

peki, ya başıma gelenler bir şanssa. ya olmasını isteğim şeyler aslında başıma büyük dertler açacakken, gidişatın birden değişmesi beni bir sürü şeyden kurtarıyorsa.
her şey o anlık gelişmeyle şansa dönüşüyorsa.
"neden bu yönünden bakmıyorum ki hayata" diye düşündüren kısa bir cümlenin ardından sanki aydınlanma yaşadım. sanki bilmiyordum, ilk defa mı duydum?

şimdi sanki her şey değişecekmiş gibi geliyor. bundan sonra her şey farklı olacak,ben hayata daha farklı bakacağım.
yalannnn.
bi süre sonra geçer bu his.
ben kendimi bilirim.

04 Ocak 2010 Pazartesi

nononononon 2010!

noooldu, ne değişti?
ama ben de biraz acele ediyorum galiba? sakin olup beklemeliyim.
vitesi boşa aldım, yavaş yavaş emniyet şeridinden gidiyorum.
şimdilik!