19 Ocak 2014 Pazar

aman diyim!

kafayı nereye çevirsem 'gravity'! dedim allasen neymiş bu greyviti. başrollerde hiç sevmediğim dünyalar çirkini ve yeteneksizi sandra dallock ve abdullah clooney. alfonso cuaron olmasa yönetmeni, kafamı çevirip bakmam. sonuçta ortada bir 'children of men' var ve tabii ki 'ananı da'! neyse dedim, o zaman indiragandi. sevdiceğimle açtık şarabı, tam ekran verdik greyviti'yi. ulan arkadaş, tamam heyecansa heyecan, metaforsa metafor da, bokum gibi holivud filmi yapmış bana yedirmeye çalışıyorsunuz. ben yer miyim? yemem! peki ahmet yer mi? o hiç yemez ki, adam dakikalar öncesinden yangın söndürücü deyip durdu, sandra abla sonunda duydu. bi de baktım ki, ayemdibi'de vermişler sekiz küsür puanı. sizin verceğiniz puana, yapacağınız filme seviyesine indirdiler beni sonunda. ufff bi de golden globe'da en iyi yönetmen ödülü verdiler ya alfonso abime. oscar'ı siz düşünün. körler sağırlar! sonuç olarak greyviti neymiş la! izlemeyin. haa, azcık kardiyo olsun derseniz açın, heyecanlanın. ama derim ki david bowie abimizin veledi duncan jones'dan moon'u izleyin. oturun bi daha izleyin. yemişim greyviti'yi!

15 Ocak 2014 Çarşamba

13 Ocak 2014 Pazartesi

bir müsellesin dahili zaviyelerinin yekunu...

cevabı 180 derece olan fakat, okunduğunda insanda şairane duygular bırakandır. sanki geometriyle ilgili değil de, uzayın mükemmel dengesi üzerine edilmiş "bir çift, iki kelime" laftır.

3 Kasım 2013 Pazar

evlilik, antalya ve avokado üzerine doyurucu bir yazı!

Yazmak istemeyip kendini yazmaya zorladığında, kendi kendine ısrarcı bir anne gibi davrandığının farkına varıyorsun. “Biraz daha ye kızım, atlet giy kızım, saçını topla kızım”dan ne farkı var şu yaptığının. Zorla yaz. Yaz şunu. Hadi başla. Evlendiğinden bahset. Antalya’ya taşındığından bahset. Ee hadi yazsana. Yazdığını niye siliyorsun? Başlamıştın işte ne güzel! Amaaan ne halin varsa gör deyip, seni yani beni yalnız bırakmaya karar veren tyler durden’ım uyumaya gitti. Ve ben gönlümce saçmalayabilirim. Evet evlendim. Sonunda. Evet yaşadığım şehir İstanbul değil. Sıcacık Antalya’ya göçtüm. Kütüğüm bile Antalyalı artık. Kocam sağ olsun. Severek evlendim, görücü usulü değil. Yaşımın otuzu aşmış olmasından kıllanmayın. Birlikte büyüdüğüm adamla izdivacımı gerçekleştirdim. Yani ben yoldan gönüllü çıktım. İstanbul’dan da gitmekte gönüllüydüm. Ama gerçekler acıtır. Antalya sıcaktır. O zaman Antalya gerçekten acı sıcaktır. Bu tümevarıma ulaşmam pek zor olmadı anlayacağınız. Ağustos’un kavurucu bir günü, nikahına çağırdı beni sevgilim. Davete icabet etmemek olmaz dedik gittik. Gidiş o gidiş. Sonuçta insan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde... Kocam sağ olsun doyuruyor da beni. Ekmeğimi, suyumu, avokadomu eksik etmiyor. Çabuk alıştım avokadoya, ilk başlarda saman gibi geliyordu. Şimdi manyağı oldum. Konuyu avokadoya bağlayıp bugünlük satırlarıma burada son veriyorum. Bir okuyan vardır umuduyla değil, tamamen şizofrenik bir çabayla yazmış bulunmaktayım. Yalnızım lan, tamam!

7 Mayıs 2013 Salı

Bu sergi unutulmaz!

Bir ermeni ailenin yaşam öyküsü kıvamında... Giriş bölümü bir başarı hikayesi, gelişme bölümü kendi vatanından sürülen ve 'ulus devlet' saçmalığı adı altında katlediliş ve sonuç vatanından kopuş! Sergiye başlarken, bu topraklarda böyle insanlar da yaşamış dedirten karelerden, gözlerimi yaşla dolduran tehciri yansıtan çarpıcı karelere. Tütün deposundaki sergi hâlâ zihnimi meşgul ediyor. 

Unutulmazsın mayıs!

Lan nası başladı mayıs, nası gidiyo! 2013 1 mayısı unutulmaz, tadı hâlâ damağımda. Gerisi güzel gelicek gibi:)